Blog
Hitit Güneş Kursu Anıtı
- Mart 1, 2024
- Yayınlayan: Gülsen Erdem
- Kategori: Ana Kategori
1978 yılında Heykeltıraş Nusret Suman tarafından yapılan ve Sıhhiye Meydanı’na konulan anıt. Alacahöyük’teki kazılarda ele geçirilmiş bir Hatti eserinin kopyasıdır. 1973’te Belediye Başkanı Vedat Dalokay tarafından şehrin sembolü hâline getirilmiştir.
Güneş Kursunun ana çizgilerinin yani tam merkezdeki yuvarlağın dünyayı ya da güneşi simgelediği düşünülmektedir. Üstte yer alan figürlerin ise üreme, çoğalma, bereket gibi kavramları sembolize ettiği savlanır. Güneş Kursunda bulunan kuşların özgürlüğün ifadesi olduğu söylenmektedir.
Güneş
Güneş, tarihi süreçte birçok kültür tarafında her şeyin gelişip büyümesini sağlayan evrensel bir güç olarak görülmüş ve kendisine tapılmıştır.
Güneş, tarihi süreçte birçok kültür tarafında her şeyin gelişip büyümesini sağlayan evrensel bir güç olarak görülmüş ve kendisine tapılmıştır. Sıcaklık kaynağı olarak güneş, canlılık, tutku ve gençliği simgeler. Işık kaynağı olarak da aydınlanmayı temsil eder. Kimi gelenekte ise güneşin doğuşu-batışı, doğum, ölüm ve dirilişin sembolü olmuştur.
Kış ve yaz gündönümleri yılın en kısa ve en uzun yaşandığı günleri belirleyen güneş dünyanın her tarafında mitlere konu olma özelliği taşır. Kış gündönümü ışığın karanlık karşısındaki zaferini veya yeni bir ışık ve büyüme döngüsünün başlangıcını simgeler. Yeryüzünde bolluğun zirvesi olarak kutlanan yaz gündönümü, bir yandan da güneşin çekilmeye yüz tutmuş gücüne işaret eder. Druidler yaz gün dönümünü şafakta karşılar. Her iki gündönümü de Güneşin sıcaklığı ve bereketini temsil eden ateş ile birlikte düşünülmüştür.
Tanrılar ve Efsaneler
Dünyanın dört bir yanındaki kültürlerde güneşe pek çok simgesel değer yüklenmiştir. Genellikle eril olarak kişileştirilmiş, Japonya ve kimi Amerikan yerli kabilelerinde dişi sayılmıştır. En gelişmiş güneş kültleri Mısır, Güney Amerika ile Peru’daydı. Güneş zararsız dölleyici bir güç olduğu kadar ateşli bir yok edici olarak da görülürdü.
Apollo
Yunan tanrısı Apollo dünyaya hayat bahşeden ışığı getirdi. Enerji dolu, altın saçlı bir genç olarak tasvir edilir. Güneşin arabasını gökyüzünde çeken tanrı Helios ile ilişkilendirilirdi. Aynı güneş ışınları gibi Apollon’un okları da hem hasta edici hem de iyileştiricidir. Her ne kadar ışıkla özdeşleşmiş ise de, ilk ortaya çıktığında Apollon, güneş tanrısı değildir. Asıl yunan güneş G tanrısı Helios’dur. Apollo ve Artemis’in, güneş-ay ile özdeşleşmesi daha sonradan gerçekleşmiş, özellikle Romalılar döneminde bu anlayış kuvvetlenmiştir.
Phaeton
Yunan mitolojisinde güneşin gökyüzündeki yolculuğunda Helios’un arabasını gökyüzünde pervasızca süren ve Zeus’un yıldırımıyla durdurulabilen tanrı Helios’un oğludur.
Phoenix / Zümrüdüanka
Evrensel bir ölüm, yeniden doğuş ve güneş simgesi olan sembolik Phoenix genellikle alevlerden yükselen kartal benzeri bir tuş olarak tasvir edilmektedir.
Surya
Vedik güneş tanrısı Surya ölümsüzlüğü, ölüm ve yeniden doğuş alevlerini temsil eder. Ateşten yedi atın çektiği arabasıyla göğü her gün bir uçtan diğer uca kat eder.
Rahu
Hint mitolojisinde tutulmalara (ay, güneş tutulmaları) yol açan cindir. Bir yılan olan Rahu, Güneş’i veya Ay’ı yutarak tutulmalara neden olur. Vücudu olmayan bir ejderha başı ile tasvir edilen Rahu’nun, ağzı açık bir şekilde, sekiz siyah at tarafından çekilen bir savaş arabasını sürdüğüne inanılır. Eğer Güneş’i veya Ay’ı yutabilirse, bir Güneş veya Ay tutulmasına yol açar.
İkaros
Yunan mitolojisinde Daidalos, oğlu İkaros’a yapay kanatlar yapar. Babasının uyarılarına rağmen İkaros güneşe çok yakın uçunca kanatları erimekten kurtulamaz. Gururu ve tanrılar karşısındaki saygısızlığı sonucu düşmeyi sembolize eder.
Kozmik düzlemin göğe ait en önemli tanrısal yüzü, Güneş’tir ve Güneş yaşamla doğrudan olan ilişkisi olan tanrısal bir figür konumuna yükselmiştir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde gök tanrı ve Güneş arasında sık sık soy ilişkisi kurulmaktadır. Yüce varlıklar Güneş ile özdeşleştirilir ve gök tanrı sıklıkla Güneş ile kaynaşır. Güneş’e atfedilen kutsallık ve tanrısallığın kökeninde onun koruyucu olması, canlılara hayat vermesi, ışığın ve sıcaklığın kaynağı olması bilgisi yer almaktadır. Güneş ve hayat arasındaki kaçınılmaz ilişki Türk düşünce sistematiğinde hükümdarların da sıklıkla Güneş’e benzetilmelerini netice vermiştir. Zira eski Türk inanışlarında hükümdarların tanrısal “kut” taşıdıkları inancı, tanrı-hükümdar-Güneş arasında kurulan ilişkiye bir başka düzlemde zemin teşkil etmektedir.
Genel anlamda İslam tasavvuf düşüncesinde sıklıkla tanrının veya peygamberin, aydınlığının simgesi olarak Güneş ile özdeşliğinden söz etmek gerekir. “Her şeyi kuşatan ve her şeye nüfuz eden ışığın en belirgin tecellisi[nin] Güneş” olması ve yine Güneş’in ışığın yegane kaynağı ve pek çok yaratılmışın kendisine ihtiyaç duyduğu bir cisim olması özellikle yaratıcının önemli bir simgesi olarak görülmesini netice vermiştir. Schimmel’e göre “Allah’ın bir simgesi olarak Güneş hem Cemal hem de Celal yanlarıyla kendisini gösterir. ” Genel anlamda kadim Türk tefekküründe ve buna bağlı olarak tasavvuf düşüncesinde Güneş, sıklıkla Tanrı ile özdeşleştirilir. Nesimî, Kaygusuz Abdal gibi birtakım şairlerin şiirlerinde Tanrı-Güneş ilişkisinden söz edilebilir. Söz konusu şairlerin bazı dizelerinde zerre-Güneş / katre-umman ikili karşıtlığı içinde tasavvufi düşünceleri şekillenir. Kaygusuz Abdal’ın aşağıdaki beytinde Güneş’in vahdeti yani Tanrı’yı temsil ettiği açıktır. Kendisi de Güneş’in küçük bir parçası, zerresi iken, fikrinin varlığının menşeini ve kaynağını idrak etmesi zerre-Güneş ilişkisi içinde belirtilmiştir.
Zerre-y-idüm nâgâh Güneş’e irdüm
Katrem mahveyledi ummânı gördüm
Tasavvufta Ibn Arabî’den miras alınan vahdet-i vücud, varlığın birliği düşüncesi Alevi-Bektâşi düşüncesinde de pek çok şairin düşünsel yapısına tesir etmiş ve şiirlerini beslemiştir. Ancak bu düşüncenin yanında ve dışında varlığın birliği mevzu insan-tanrı özdeşliğine dayalı, tanrının insanlaştırıldığı hurufîlik ile karışık hulûl (enkarnasyon) temelli bir düşüncenin varlığı dikkat çeker. ‘Öz’ kavramı zemininde anlam kazanan inanç, insan-tanrı özdeşliğinde dile getirilir. Hakk’ın âdemoğlu özünden oluşu, aslında tanrı için kullanılan Güneş simgesinin, âdem üzerinden kullanılmasını netice vermiştir. Bu sebeple doğrudan tanrıyı simgelemesi gereken Güneş Âdem’in yüzü olarak belirmiştir.
Arapların ilk dini inançlarını kendisiyle başladığı tek tanrıyı güneş, zühre yıldızı ve ay oluşturur. Keyfiyetini tam olarak bilemediğimiz Hz. Süleyman ve Hüdhüd’ün haberiyle Sebe halkının da güneşe taptığını görmekteyiz. Arapların inancında güneşin günahkâr ve zalimleri cezalandırdığına inanılmaktaydı. Bunun içindir ki Kinane kabilesi ile Himyeri Arapları güneşe tapınaktaydılar. Cahiliye Dönemi’nde gerek yakıcılığı ve gerekse renginden ötürü güneş için “Zukâ, Hannez, Cevnâ, Duhâ, Şârik, Câriye, Gazâle” ve bunlardan türetilmiş birtakım isimler kullanılmaktaydı. Arap Yarımadasında, vahalarda ve adakların yerine getirildiği yerlerde, otlak ve sulak alanların arandığı bölgelerde Şamaş veya Lât isimleriyle de tanınan güneş, ona ait bir heykeller yapılarak, saygı ve bağlılıklarından ötürü çocuklarına ‘Abdu’ş-Şems, İmriu’ş-Şems ve ‘Abdu’ş-Şârika gibi isimler vermişlerdir. Güneşle ilgili anlatılan inançlara bakacak olursak mesela, Cezireli bir kadın bir kimseyi kendi oğlunu güzellik bakımından ayıpladığını görünce ona “iştû” kelimesiyle cevap verirdi. Kadın bu cevabıyla oğluna güzelliği bahşeden güneşten hem yardım diler hem de ona bu nimetten ötürü şükrederdi. Yine Cahiliye Arap adetlerinden birisi de yeni doğan bir çocuğu elleriyle kavrayıp güneşe doğru tutarak: “Ey Güneş, bunun güzelliğini (senin) güzelliğinle değiştir!” şeklinde dua edilirdi.
Geleneksel Türk dininde güneş kültü mevcut olmasına rağmen kozrnogonide yer tutrnarnıştır. O sadece Gök Tanrı inancına dayalı sistemin bir parçası olmuştur. insanın ölümlü olmasına karşılık Güneş ve ay ebedidirler. Kendilerine ait güçleri ve ışıkları bulunmayıp güçlerini ve ışıklarını Tanrı’dan alırlar. Gerek ay gerekse güneş, Yüce Varlık, deniz suları yağmur, verimlilik, insanın ölümden sonraki kaderi, ebedilik, giriş/geçiş törenleri, ölüler ve seçkinlerle vb. olan ilişkileri insanların bu gök cisirnlerine kutsiyet atfetmesine ve anlamlar yüklemesine neden olmuştur. Türk inanç sisteminde güneş, koruyucu vasfı itibariyle gök, ay ve yıldız gibi bir iye rnevkiindedir. Hunlar güneşi “kün” diye adlandırmışlardır. Bu kelime günümüzde gün anlamında kullandığımız kelimenin eski şeklidir. Çin kaynaklarının verdiği bilgilere göre künün kutsanması Hun çağına kadar uzanmaktadır. Kaynaklar Hun çağında Türk kağanlarının güneşe hürmetlerinden dolayı otağların doğuya, güneşin doğduğu yere açtıklarını kaydetmektedir. Türklerin büyük bir kısmı evlerinin çadırlarının kapılarını güneşin doğduğu tarafa yaparlardı. (Uraz 1992: 29.) Doğu Hunlarının tarihlerinden bahseden Çin kaynaklarında ise Hunların Tanhusu’nun gündüzün güneşe, geceleyin aya ibadet ettiğini kaydetmektedir. Güneş ve ay ile ilgili inanışlar Hunlardan sonra Orta Asya’da devlet kuran Türk Topluluklarında da devam etmiştir. Bu gök cisimleri ile ilgili inanışları M.Ö. II. Yüzyılda Hunlara tabi iken sonradan devlet kuran VuHunlarda ve M.S. III. yüzyılda ise Tobalar’da rastlanmaktadır. Yapılan modern etnolojik araştırmalar bu kültün Yakutlarda da devam ettiğini göstermektedir. Hatta Yakutlar güneş ve ayı iki kardeş olarak kabul etmekte ve onlara tanrısal güçler izafe etmektedir. Bazı kahramanların güneş ve ayın lütfuyla türediğine inanmaktadırlar. Yakut şamanlarının cübbelerinde ve külahlarında Kün Toyun’un sembolü olarak demirden ve gümüşten halkaların yer alması da bunu göstermektedir. Ayrıca modern şaman davullarının çoğunda güneş, ay ve yıldız sembollerinin yer alması da bu kültü gösterir. Bu inanışın mitolojik ve dinsel etkileri Anadolu Türklerinde de kendine yer bulmuştur.
Gerek güneş gerekse ay bu ayırıcı özelliklerinden dolayı kutsal kabul edilmiş ve Türkler tarafından onların bu kutsiyetlerine istinaden bir takım ritüeller gösterilmiştir. Türk dünyasının birçok yerinde bu arada Balkanlar, Kıbrıs, Kuzey Mezopotamya, Kafkasya’da gün batımı saatlerine yakın yatılmaz. Uyumakta olanlarda uyandırılır. Yine gün batımına yakın saatlerde dikim yapılmaz, böyle dikimlerin çürüyeceklerine inanılır. Bu vakitte dar vakit olarak görüldüğünde, bu inançlar görülmektedir. Altay kişinin inancına göre, sıralı ölümlerde baş sağlığına gelen kimselere ikram, güneşin doğup yükselme istikameti esas alınarak doğudan batıya doğru yapılır. Sıralı olmayan ölümlerde yemek vs. ikramlar ters istikamette yani güneşin battığı yönden doğduğu yöne doğru yani batıdan doğuya doğru yapılır. Yine Altaylıların inancına göre evin doğuya bakan kapısının eşiğine basılmaz.
KAYNAKLAR
Kathryn Wilkinson, Semboller ve İşaretler Binlerce Yıllık Görsel Bir Yolculuk, Çev.
Seda Toksoy, Alfa Yayınları, İstanbul, 2011.
Emre Şen, Fatma Gürpınar, “Farklı Kültürlerde Güneş Sembolü”, Ulak Bilge sosyal Bilimler Dergisi, 43 (2019 Aralık), s. 985-1008.
İbrahim Usta, İslam Öncesi Arap Mitolojisi, Anakara Okulu Yayınları, Ankara, 2015, s. 200.
Abdulkadir Kıyak, “İslamiyetten Önce Türklerde Güneş ve Ay ile İlgili İnanışlar”, KARADENİZ, Bahar/Spring 2010, Yıl 2, Sayı 6, ss. 133-143.
Kaynakça: Sayfa kurulum aşamasında olduğundan Google ve Wikipedia dan destek alınmıştır Teşekkürler